Retrospektif Sergi

Kınalı’nın eserleri, kırk yılı aşkın yaşamsal coşkuların hayal gücünü nasıl yoğunlukla beslediğinin kanıtları. Uzun bir yaratı süreci günlerin, ayların ve yılların acı ile sevincini özümseyerek sanatın hammaddesine dönüştürüyor. Öz olarak insanla ilgili olan sanatı ne denli soyutlansa da her zaman insanı anımsatan ve yaşatan nitelikler taşımıştır. Buna karşın sanatında .zümsenen insan 20. yüzyılın ortalarından bugüne hızlı değişimlere uğrayan sosyal ve kültürel çevrenin etkilerini de yansıtmaktan geri kalmamıştır.

Heykel kadar resme de hâkim olan Kınalı 20. yüzyılın ve güncel tekniklerin bütün olanaklarını estetik ifadeye dönüştürebilmiş bir sanatçıdır. Onun için anlam, biçimin farklı olanaklarında saklıdır; biçim, tinselin ve duyumsalın nesnelleştirilmesindeki özdür. Kınalı’nın çok yönlü sanatsal yaklaşımının temelinde kuşkusuz yaşamın beklenmedik sürprizlerine açık olabilme yeteneği var. 1970’lerde geometrik formlarla arı biçimlere uyarlanan insan temsili, giderek sanatın 20. yüzyıl içinde geçirdiği ifade yeniliklerini içererek değişir ya da soyutlanır.

Kınalı’nın 1970 ve 2010 yılları arasındaki sanat çalışmaları, değişmeyen estetik ilkeler çerçevesinde her gün farklı ifadelerle kendini yenilemiştir. 1970’lerde daha sade ve odaklanmış bir biçimleme görürken bugün heykel ve resmin, renk ve şeklin, düzen ve düzene karşı direncin oluşturduğu çok yönlü ifadeler görüyoruz.

Kınalı’nın işlerinde süregelen çarpıcı özelliklerden biri geometrik ve organik biçimlerin bütünlüğü ya da bir arada kontrast oluşturmasıdır. Belki bunun kaynağı da yine Akdeniz kültürüne olan yakınlığında bulunabilir; sanat tarihini derinden bilmesi yanında Roma ve Yunan klasik heykelinde bu iki farklı biçim anlayışının iç içe oluşunda aranabilir. Son yıllarda resimlerinde görülen serbest fırça oyunları, renk ve biçimlerin görünüşte düzen tanımaz özgür hareketi ve iç içe oluşu çoğu kez geometrik bir altyapıyla konumlandırılıyor. Bu altyapı bazen tuval ya da yüzeyin tekrarlamalı bölünüşünde, bazen uzaktan hissedilen modüler bir sistemin varlığında duyumsanıyor. Böylece asi görünen bir biçimler kümesi durgunlaşmasa da temel bir yapıya kavuşuyor. Dışavurumun ussal ile birlikteliği iç dünyamızın acı ve haz, açık ve saklı, sarih ve gizemli karşıtlıklarını gerçekte olduğu gibi bir arada anlatabiliyor.